Başkanın Adamları  güncelliğini hiçbir zaman yitiremeyecek bir film olma özelliğini korumaktadır. İktidarın medyayı kullanarak gündemi saptı...

Başkanın Adamları I Film İncelemesi

/
0 Comments
Başkanın Adamları güncelliğini hiçbir zaman yitiremeyecek bir film olma özelliğini korumaktadır. İktidarın medyayı kullanarak gündemi saptırması her dönem karşımıza çıkmaya devam edecek. Televizyon kanalları, gazeteler satın alınacak propagandalar ve kampanyalardan geçiniz insanlar sahte gündemlerle yönlendirilmeye her daim devam edilecek sanırım. İşte Wag the Dog da bu konu üzerine yapılmış en iyi siyasal taşlamalardan biri.

Konusu kısaca şöyle özetlenebilir. Seçimlere çok az kalmıştır. Başkan ve diğer rakipler bir birilerin açığını yakalamaya çalıştığı zamanlardır. Tam ABD bu seçkiye hazırlanırken, bir skandal ortalığı karıştırır. Beyaz Sarayı ziyaret eden kızlardan biri başkanın kendisine cinsel tacizde bulunduğunu iddia edince işler karışır. Başkanın rakipleri bu işe çok sevinirken, başkan kurtulmak için bir yol aramaktadır.

Aslında Wag the Dog burun kıvrılacak alışıla gelmiş sosyal içerikle yada siyasal taşlama filmlerinden biri değil. İronik yapısının altında yaşadığımız döneme dair önemli ipuçlarını içinde barındıran bir film. Larry Beinhart'ın American Hero adlı kitabından uyarlanan filmin senaryosu Hilary Henkin ve David Mamet'in elinden çıkmakta. Zekice bir senaryoya sahip film ilk başta bir felaket filmi parodisi havası sezdiriyor insanlara. Ardından karakterler takdim ediliyor. Kriz masası toplanıyor ve hemen tipik ciddiyeti ve profesyonelliğiyle tüm olayı çözümlemesi için Conrad Brean (Robert De Niro) yani baş karakter sunuluyor önümüze. Yanında ise saf Beyaz Saray görevlisi Conrad ile tüm zıtlıklara sahip Winifred Ames (Anne Heche) geliyor. Böylelikle Hollywood'un klişe tezat ikilisi oluşmuş oluyor. Ardından bu ikiliye yardım edecek asıl adam Stanley Motss (Dustin Hoffman) film yapımcısı olarak konuya dahil oluyor. 

Bu şekilde bakınca klişeler çok tanıdık ama durum biraz daha farklı. Ekiple tanıştıktan sonra onlarla özdeşleşmeye başlıyoruz. Tuhaf ve garip bir özdeşleşme yaşıyoruz çünkü Aristoteles'in Poetika'da sözünü ettiği "seyircinin arınma süreci" burada biraz farklı. Aristo’ya göre özdeşleşme ancak ahlaki açıdan iyi olan karakterlerle mümkün olur. Filmde ise amaçları aslen halkı kandırmak olan bu ana karakterler özenle dürüst ve gerçek profesyoneller olarak sunuluyor. Halbuki yaptıkları iş göz önünde tutulduğunda tarafı tutulacak kişiler değillerdir. 

İşte tam burada genel geçer ahlaki kaygılarımıza alttan alttan saldırı ve sinik bir öfke görüyorum. Bu sinik öfkeye de hak vermemek mümkün değil. Dünyanın bir ucunda petrole bulanmış bir kuşun çırpınışının resmedilmesindeki drama ve dokunaklılığın, milyarlarca insanın duygularını ve görüşlerini kolayca yönlendirebilmesi gerçekten çok tehlikeli. İnsana gerçekleri kolayca unutturabiliyor. Yada yaşanan bir savaşta kimin iyi kimin kötü olduğu kolayca medya aracılığıyla saptırılabiliyor.

Başkanın Adamları'nda da yine buna benzer, kapalı kapılar ardında tasarlanmış suni kitlesel imgeler mevcut. Kedisini kurtarmaya çalışan bir köylü kızı yada akıl hastanesinden çıkarılan bir hastanın bütün Amerika'nın nabzını elinde tutan bir savaş gazisine dönüşmesi gibi. Sonuçta çoğunluğun dünya üzerinde olan düşünceleri sanal bir gerçeklikle sınırlı. Dünya üzerinde, iyi olmak yada ahlaklı olmak gibi duygularda dahil bir çok şey aslında bir illüzyondan ibaret. 

Filmin senaristi Mamet ve Henkin bu senaryosu bahsettiğimiz ironik yapı ve meselenin özüne hakim olamayan bir yönetmenin elinde kolayca yok olabilirdi. Fakat yönetmen Barry Levinson bu ironinin dozunu çok iyi ayarlamayı başarıyor. İlk bakışta yönetmenlik ikinci plandaymış gibi görünse de dikkatli bakıldığında her planın birbiriyle iyi kurulmuş olduğu fark ediliyor. İnsanı irkilten ve filmin bütünü düşünüldüğünde anahtar bir sahne olan Arnavut köyündeki kızın bilgisayarda yapılan sahnesini ele alalım mesela. Levinson bu sahnenin ilk planlarında stüdyoyu genel planda gösterdikten sonra yakın plana geçerek gerçekliğin nasıl adım adım yeniden kurulduğu aşamasını bize tanıklık ettiriyor. 


You may also like

Hiç yorum yok: